Mukadderat for Everyone

(21)

Yabancı bir ülkedeyim, bir şekilde mahsur kalmışım orda. Çıkabilmem için birtakım evrakları, daha doğrusu geçmişte unuttuğum bir şeyleri bulup getirmem gerekiyor. Bir binaya yönlendiriyorlar beni, orada bulacağım güya. Bina kocaman, birbirine bağlı iki kanattan oluşuyor. İşhanı gibi bir şey, bir sürü tabelayla dolu üstü. Sol tarafta ”Benim Hatalarım” , ”Benim Sırlarım” yazılı tabelalar var. Sağ tarafta da ”Başkalarının Hataları” ve ”Başkalarının Sırları”. Karanlık odalarda dolapları karıştırdığımı hatırlıyorum en son, bi bok bulamadan uyandım.

(20)

Bir hocayla mı kavga etmişim ne, başım belada. Geniş camları olan bordo perdeli bir salonda insanlar toplanmış, bazıları bana kızıyor, bazıları takdir ediyor beni. Bik bik konuşuyor herkes. Bunalıyorum. Kafamı çevirip camdan aşağı bakıyorum; sokağı seller götürüyor. Sellerin içinde çok çok eski, kocaman bir Viking savaş gemisi de sürükleniyor. Bu kadar sıkıntının içinde beni gülümsetiyor.

(19)

Hayatımda gördüğüm en güzel mutfak. Mutfaktaki kadını ziyaret etmek için gitmişim oraya,ve içeriye çok kalabalık, hani Fas, Hindistan gibisinden bir ülkede, her şeyin sarı tonlarda ve karmakarışık olduğu, gürültülü pazar yerleri olur ya filmlerde, aynen öyle bir yerden girmişim. (Oranın ismi de Basmane diye geçiyor rüyamda, Basmane de benim şu an bir avukatın yanında staj yaptığım yer.) O karışık yerde bir apartman katı üstelik burası. Ama içeriye girince, beyazlar içinde, aydınlık, kocaman penceresinden deniz başlayan; gördüğüm en güzel mutfak. Ve gerçekten deniz başlıyor penceresinden, çünkü sanki bir apartman katında değilmişiz gibi, hatta sanki orada bir tek bu mutfak varmış gibi, pencere resmen kıyı çizgisinin dibinde duruyor. Büyüleniyorum gördüğümde ama sonra sahte olduğunu farkediyorum, rüyamda camın dışına deniz yapmak normal bir şey, hmm bu bilmemne bilmemneoksitten yapılmış değil mi, diye soruyorum kadına hatta. Mutfağın duvarlarında kitap rafları var, ve raflarda görebileceğin en güzel kurabiyeler sanki biblo dizer gibi dizilmiş. Benim de kurabiyelerim tat olarak güzel olsa da hiçbir zaman öyle görünmez, hani böyle hamur ne halde konmuşsa tepsiye, pişince de o görüntüde olan şahane kurabiyelerden olmaz, tam kadına bunun nedenini soruyorum ki; bir karışılık çıkıyor. İnsanlar koşturuyor, patlamalar oluyor falan. O karışıklık içinde, bu kadının robot olduğunu anlıyorum. Çok gelişmiş, çok çok iyi bir robot bu kadın, ve bu gelişmişlik onu bunaltıyor. En sonunda patlıyor. Patlamadan sonra tekrar bir araya gelebilir, geliyor da ama bu sefer çok çok basit bir robot olarak bir araya geliyor, neredeyse bir oyuncak kamyon falan oluyor. Anlayamıyorum, sen harikaydın, müthiş bir robottun, nasıl bu kadar basit olmak isteyebilirsin şimdi, diye onu çok ikna etmeye çalışıyorum, ama istemiyor. Oyuncak kamyon haliyle huzuru buluyor sonunda kadın.

(18)

Bilgisayarda böyle film yapma programı (bilgisayar kullanmaya çalışan anne tanımı oldu ama) gibi bir şey, ama gerçek hayattayız. Havada arama çubuğu var, ona yazıyorsun nasıl bir şey istediğini, ve o an hayatta o senaryoyu getiriyor karşına, onu yaşıyorsun. Şöyle olsa nasıl olurdu, şunu yapmasaydım ne olurdu şimdi, gibi bir şey.

(17)

Kanepede oturan sarı bir kedi, daha doğrusu kedi adam. Vücudu sarı bir kedi, kafası bir erkeğin yüzü. Oturduğu yerden deli gibi tıslıyor bana, istemiyor beni yanında. Ama beni yanına yaklaştırmamasının nedeni bana aşık olması. Ben de bu kedi adamı uzaydan getirip kanepenin üstüne koymuşum. Ama uzaydan geldiğinde böyle kedi değilmiş, standart alien tipinde, ama iki gözünün üstünde kaş hizasında ayrıca iki gözü daha varmış. Bu adamın bana ilk geldiğinde kedi değil bu şekilde olduğunu hatırlıyorum ve şaşırıyorum birden, ama sonra anlıyorum ki böyle toplam dört gözü olması, o sırada rüyamda bu adamın gözlüklü olduğu anlamına geliyor. Aaa, evet tamam, bu o gözlüklü adam diyorum. Sonrası silikleşti şimdi rüyanın, ve başka karmakarışık rüyalarla karıştı o gece, ama hatırladığım kadarıyla sonunda ben o adamı öptüm, ve öpünce normal bir insana dönüştü. Bana doğru yürüyordu, ama yüzünü göremeden uyandım.

İyi ki annem öğretmen, iyi ki babam profesyonel devrimci, iyi ki üniversite sınavına cebimde doğru düzgün harçlık olmadan vasat bir dersaneyle hazırlanmışım, iyi ki Ankara Hukuk’u İstanbul’un boktan bir düz lisesinden kazanmışım, iyi ki Ankara’da dört yıl tek başıma okumuşum, iyi ki parasız kalmışım kaç kere, iyi ki bir sürü rezalete katlanmışım onca zaman, iyi ki saçmasapan insanlar tanımışım harika insanları da elbette, iyi ki bugüne kadar kimseyi hayatımdan nedensiz yere çıkarmamışım birkaç kişi tam tersini düşünse de. Kıymet bilmez, şımarık bir orospu olmamışım, olamamışım hiç.

Doç. Dr. Levent Gönenç

Doç. Dr. Levent Gönenç